İşte Gerçek Müslüman,Kahraman Fahrettin Paşa

Home › Forumlar › Yeşilyurt › Serbest Kürsü › İşte Gerçek Müslüman,Kahraman Fahrettin Paşa

0 yanıt dizini görüntüleniyor
  • Yazar
    Yazılar
    • #43797
      taner_karakaya
      Katılımcı

      Yıl 1918. Birinci Dünya Savaşı'nı kaybetmek üzereyiz.

      Suriye, Irak, Filistin, Arabistan cephelerindeki ordularımız, İngilizler
      karşısında çökmek üzere. İngilizler, Arapları çil çil altınlarla satın
      almış. Araplar, Türk ordusunu, dindaşlarını arkadan ve kalleşçe vuruyor.

      30 Ekim 1918. Bu cephelerde on binlerce şehit veren Osmanlı yenilmiş,
      Mondros Antlaşması'yla teslim olmuş.

      Peygamberimizin Ravza-i Mutahhara adıyla bilinen mezarı, kutsal Medine
      kentinde. Komutanlığını Fahrettin Paşa'nın yaptığı Medine garnizonu,
      aylardan beri Arap ve İngilizler tarafından korkunç bir kuşatma altında.
      Açlık, susuzluk, silahsızlık, her şey felaket. Çaresiz kalan Fahrettin Paşa
      ordusuna emir yayınlıyor: “Evlatlarım, çekirgeleri tavada pişirip yiyin. Ben
      yiyorum, çok güzel oluyor.”

      Fahrettin Paşa, Arap ihanetini ve olacakları önceden görüyor, Medine'nin
      elden çıkacağını anlıyor. Peygamberimizin mezarına Osmanlı tarafından
      armağan edilen bütün değerli eşyaları (hazineyi) son trenlerden birine bir
      muhafız kıtası eşliğinde yükleyip İstanbul'a gönderiyor. İşte bazıları:

      Hazreti Osman'ın ceylan derisine el yazmalı Kuran'ı, pırlanta ve incilerle
      Peygamberimizin adı yazılı levhalar, pırlantalı, incili ve amberli
      tespihler, Kevkebi Dürri adlı 4 parça büyük elmas, her biri 50 kiloluk altın
      şamdanlar ve daha niceleri.

      Medine, demiryolunun son durağı. Demiryolu, cephelerdeki ordumuzun tek can
      damarı. Araplar bu hatta sürekli sabotaj düzenleyip asker, yiyecek içecek,
      cephane sevkini engelliyor. İngiliz altınları doğrusu çok işe yarıyor!

      ***

      Mondros imzalanıyor, devlet teslim oluyor. Fakat o ne? Fahrettin Paşa
      Medine'de teslim olmayı reddediyor. Aylar boyu Arap-İngiliz kuşatmasına
      direniyor.

      Haçlı-Müslüman işbirliği, Türk ordusuna karşı sürüp gidiyor.

      İstanbul hükümeti, Adliye Nazırı (Adalet Bakanı) Haydar Molla'yı Medine'ye
      İngiliz zırhlısıyla gönderip, direnen Fahrettin Paşa'dan teslim olmasını
      istiyor. Paşa yine reddediyor. Verdiği yanıt hep aynı: “Ben Peygamberimizin
      mezarını bunlara bırakmam. Al bayrak burada dalgalanacak.”

      Dünya askerlik tarihinde böyle bir olay yaşanmadı. Devlet teslim olmuş,
      Fahrettin Paşa 3 ay daha Medine'de direniyor. İngilizler ve işbirlikçi
      Araplar, Medine'yi bir türlü ele geçiremiyor.

      Ocak 1919. Sonunda olan oluyor. Bir sabah erken saatlerde Paşa,
      Peygamberimizin mezarında namaz kılarken, teslimden başka çıkar yol
      kalmadığını savunan bazı subaylar onun üzerine atılıp yaka paça yakalıyor.

      Fahrettin Paşa, tabancasıyla kılıcını Peygamberimizin mezarına bırakıyor ve
      kuşatmacılara esir düşüyor.

      Paşa bir süre Mısır'daki esir kamplarında kaldı. Sonra bütün yurtseverler
      gibi, İngilizler tarafından Malta Adası'na sürüldü. Esirliği boyunca
      çizmelerini ve üniformasını bir gün olsun üzerinden çıkarmadı.

      2.5 yıl sonra serbest kalınca 1921 yılında İtalya-Almanya-Rusya-Batum-Kars
      yoluyla yurda girip vatan toprağını öptü ve Kazım Karabekir Paşa ordusuyla
      Batı cephesine gidip İstiklal Harbi'ne katıldı.

      Ankara'da Mustafa Kemal Paşa, Fahrettin Paşa için “daha sağlığında adını
      tarihe altın harflerle yazdırmış kumandanımızdır” dedi.

      Çöl kaplanı ve Medine kahramanı olarak bilinen, düşmanlarının bile
      hayranlıkla söz ettiği Fahrettin Paşa, 1922 yılında Mustafa Kemal Paşa
      tarafından Afganistan'a, Kábil Büyükelçisi olarak atandı. Afganistan o
      yıllarda da bizim için çok önemli. Yeni rejimi tanıyan birkaç ülkeden
      biriydi.

      Fahrettin Paşa sonraki yıllarda “Türkkan” soyadını aldı. Hakkında yazılmış
      iki nefis kitap var. İkisinin de adı “Medine Müdafaası”. Birinin yazarı
      Paşa'nın personel subayı Naci Kaşif Kıcıman, öteki ise Medine'de Kızılay
      görevlisi Feridun Kandemir. Her ikisi de Medine'de Paşa ile birlikte görev
      yapmışlar.

      Aradan yıllar geçiyor, Kandemir bir gün Fahrettin Paşa'ya İstanbul'da
      sokakta rastlıyor ve kendisinden, anılarını yazmasını istiyor. Yanıtını
      kitaptan aynen aktarıyorum: “Evladım, herkes vatana karşı borçlu olduğu
      vazifeyi yapar ve orada iş biter.”

      Fahrettin Türkkan, 1948 yılında vefat etti. Ebedi uykusunu İstanbul'da,
      Rumelihisarı Mezarlığı'nda uyuyor.

      Fahrettin Paşa olayı, dünyada eşi olmayan bir ibret belgesidir. İngilizlerle
      para uğruna işbirliği yapan dindaşımız Arapların ihanetine uğrayan, devlet
      teslim olduğu halde Peygamberimizin mezarını onlara kaptırmamak için kelle
      koltukta, aç susuz direnen gerçek bir Müslüman'ın öyküsüdür.

      Ben bu kahramanlara büyük saygı duyuyorum. Bugün onlar sayesinde özgürüz.
      Allah hepsine rahmet eylesin, nur içinde yatsınlar. Gerçek dindar, gerçek
      Müslüman, işte onlardı. Onlar aynı zamanda yurtseverdi. Bir Fahrettin Paşa
      ve benzerlerine bakın, bir de Müslümanlık tüccarlığı yapan din bezirgánı
      sahtekárlara!

      Acaba gerçek Müslüman hangileri?

0 yanıt dizini görüntüleniyor
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.