Bir zamanlar biz Türkler

Home › Forumlar › Yeşilyurt › Serbest Kürsü › Bir zamanlar biz Türkler

0 yanıt dizini görüntüleniyor
  • Yazar
    Yazılar
    • #43809
      taner_karakaya
      Katılımcı

      Bir zamanlar biz;

      Faziletliydik: Kimsenin malına, mülküne göz
      dikmezdik. Kimsenin namusuna yan bakmazdık. Hırsızlık nedir bilmez,
      dilenciliği meslek edinmez, kimseyide küçümsemezdik.

      Dürüsttük: Bir zamanlar Londra Ticaret Odası'nın en
      görünür yerinde şu mealde bir tavsiye levhası asılıydı: “Türklerle
      alışveriş et, yanılmazsın.”

      İtibarlıydık: Bir zamanlar Hollanda Ticaret
      Odası'nın toplantılarında oylar eşit çıkınca Osmanlılarla alışverişi
      olan tüccarın oyu iki sayılır, onun dediği olurdu.

      Temizdik: Yere bile tükürmezdik. Hatta, Osmanlı
      askeri teşkilatını Avrupa'ya tanıtmasıyla meşhur Comte de Marsigil,
      yere tükürmedikleri için atalarımızı şöyle eleştiriyor:”Türkler hiçbir
      zaman yere tükürmezler. Daima yutkunurlar. Bunun için de saçlarında
      sakallarında bir hararet olur ve zamanla saçları, kaşları,sakalları
      dökülür.”

      Çevreciydik: Kurak günlerde ücretle adamlar tutup
      sokaktaki ulu ağaçları sulatır, göçmen kuşların yorgunluk atması için
      saçak altlarına kuş sarayları yapardık.Bunlara öyle çok örnek var ki,
      saymakla bitmez.

      Harama el sürmezdik: Fransız müellif Motray,
      1700'lerdeki halimizi şöyle anlatıyor: “Türk dükkânlarında hiçbir
      zaman tek meteliğim kaybolmamıştır. Ne zaman bir şey unutsam, hiç
      tanımadığım dükkâncılar arkamdan adam koşturmuşlar, hatta birkaç kere
      Beyoğlu'ndaki ikametgâhıma kadar gelmişlerdir.”

      Medeni idik: İngiliz sefiri Sör James Porter ise,
      1740'ların Türkiye'si için şunları söylüyor:”Gerek
      İstanbul'da, gerekse İmparatorluğun diğer şehirlerinde hüküm süren
      emniyet ve asayiş, hiçbir tereddüde imkân bırakmayacak şekilde isbat
      etmektedir ki, Türkler çok medeni insanlardır.”

      Dosdoğruyduk: Fransız generallerden Comte de
      Bonneval ise, şu hükmü veriyor:”Haksızlık, mürabahacılık, inhisarcılık ve
      hırsızlık gibi suçlar,Türkler arasında meçhuldür… Öyle bir dürüstlük
      gösterirler ki,insan çok defa Türklerin doğruluklarına hayran kalır.”

      Hırsızlık nedir bilmezdik: Fransız müellif Dr.
      Brayer, 1830'larınİstanbul'unu getiriyor önümüze:”Evlerin
      kapısının şöyle böyle kapatıldığı ve dükkânların çoğunlukla umumî ahlâka
      itimaden açık bırakıldığı İstanbul'da her sene azami beş-altı
      hırsızlık vak'ası görülür.”

      Ubicini Dr. Brayer'i şöyle doğruluyor: “Bu muazzam payıtahtta
      dükkâncılar, namaz saatlerinde dükkânlarını açık bırakıp camiye gittikleri
      ve geceleri evlerin kapısı basit bir mandalla kapatıldığı halde, senede
      dört hırsızlık vakası bile olmaz. Ahalisi sırf Hıristiyan olan Galata ile
      Beyoğlu'nda ise hırsızlık ve cinayet vak'aları olmadan gün
      geçmez.”

      Naziktik: Edmondo de Amicis isimli İtalyan gezgini, yine
      1880'lerin “biz”ini anlatıyor bize: “İstanbul Türk halkı
      Avrupa'nın en nazik ve en kibar insanlarıdır. Sokakta kavga
      enderdir. Kahkaha sesi nadirattan işitilir. O kadar müsamahakârdırlar ki;
      ibadet saatlerinde bile camilerini gezebilir, bizim kiliselerde gördüğünüz
      kolaylığın çok fazlasını görürsünüz.”

      Cihana örnektik: Türkiye Seyahatnâmesi'yle meşhur
      Du Loir'un 1650'lerdeki hükmü şöyle: “Hiç şüphesiz ki, ahlâk
      bakımından Türk siyasetiyle medeni hayatı bütüncihana örnek olabilecek
      vaziyettedir.” Şefkatimiz yalnızca insana yönelik değildi,
      hayvanları, hatta bitkileri bile kapsıyordu.

      Hayata karşı saygılıydık: Bu konuda dilerseniz
      Elisee Recus'u dinleyelim,bize 1880'lerdeki halimizi
      anlatsın:”Türklerdeki iyilik duygusu hayvanları dahi kucaklamıştır. Birçok
      köyde eşekler haftada iki gün izinli sayılır… Türklerle Rumların karışık
      olarak yaşadığı köylerde ise bir evin hangi tarafa ait olduğunu kolaylıkla
      anlayabilirsiniz. Eğer evin bacasında leylekler yuva yapmışsa, bilin ki o
      ev bir Türk evidir.” (Küçük Asya, c. 9)

      Hayırseverdik: Comte de Marsigli'yi tekrar
      dinleyelim: “Yazın İstanbul'dan Sofya'ya giderken dağlardan
      anayol üzerine inmiş köylülerin yolculara bedava ayran dağıttıklarına
      şahit oldum.” Aynı müellif, ceddimizin hayırseverlikte fazla ileri
      gittikleri kanaatindedir. Şöyle diyor: “Fakat şunu da itiraf etmeliyim ki,
      bu dindarane hareketlerinde biraz fazla ileri gitmektedirler. İyiliklerini
      yalnız insan cinsine hasretmekle kalmayıp, hayvanlara ve hatta bitkilere
      bile teşmil ederler.”

      Bu tespiti, İslâm ve Türk düşmanı avukat Guer misallendiriyor:”Türk
      şefkati hayvanlara bile şamildir” dedikten sonra şu örneği zikrediyor:
      “Hayvanları beslemek için vakıflar ve ücretli adamları vardır. Bu adamlar
      sokak başlarında sahipsiz köpeklere ve kedilere et dağıtırlar… Sokaktaki
      ağaçların kuraklıktan kurumasını önlemek için bir fakire para verip
      sulatacak kadar kaçık müslümanlara bile rastlamak mümkündür…”
      “Kaçık”lığın kaynağını da veriyor adam: “Birçokları da sırf azad
      etmek için kuşbazlardan kuş satın alırlar. Bunu yapan bir
      Türk'e bir gün yaptığı işin neye yaradığını sordum. Küçümseyerek
      baktı ve şu cevabı verdi: Allah'ın rızasını tahsile
      yarar.”

      Galiba geçmişimizden uzaklaşmak bize çok pahalıya patladı.

      Yahya Kemal Beyatlı'nın bir tespitiyle yazımızı
      noktalayalım:”Eski Türklerin bir dini
      hayatları vardı, dini hayatları olduğu içinde çok şeyleri vardı; yeni
      Türklerin de dini hayatları olduğunda çok şeyleri

0 yanıt dizini görüntüleniyor
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.